Varlık Barışı
Düzenlemesinde Özellikli Hususlar
Varlık barışı düzenlemeleri
özellikle son 10 yıldır vergi gündemimizde önemli bir yer teşkil ediyor. 2008
yılındaki 5811 sayılı Kanunla başlayıp sırasıyla, GVK Md. geçici 85, 6736
sayılı Kanun, 7143 sayılı Kanun, GVK Md. geçici 90, GVK Md. geçici 93, KVK Md.
geçici 15 ile devam eden süreli varlık barışı uygulamaları, 7582 sayılı
Kanun’la Kurumlar Vergisi Kanunu’na eklenen geçici 19 uncu madde ile devam
ediyor. Geçmişte çıkarılan kanunlarla varlık barışı uygulamalarında zaman zaman
değişikliğe gidilse de son çıkan geçici 19 uncu madde genel hatları itibarıyla
bir önceki düzenleme olan KVK geçici 15 inci maddenin benzeri niteliğinde.
Düzenlemenin gerekçesinde de
belirtildiği üzere, söz konusu uygulamayla yurt dışındaki varlıkların banka
veya aracı kurumlara bildirilmesi suretiyle Türkiye’ye getirilerek milli
ekonomiye kazandırılması ve ekonominin canlandırılması ayrıca, Türkiye’de
bulunan ancak işletmelerin kayıtlarında yer almayan varlıkların kanuni
defterlere kaydedilmesi ve işletmelerin bu varlıklarla faaliyetlerini daha
güçlü şekilde yürütmelerinin sağlanması amaçlanıyor.
Varlık barışının genel
uygulamasına ilişkin gerek Genel Tebliğlerde ve GİB Rehberlerinde açıklamalar
yer almakta gerekse meslek mensupları tarafından kaleme alınan makalelerde
düzenleme kapsamında genel bilgilere yer verilmektedir.
Bu bağlamda yazımızda genel
uygulama ve kapsamdan ziyade uygulamaya ilişkin özellikli konulara yer
verilecektir.
Yurt dışından varlığı transfer
eden ile Türkiye’deki bankalarda hesap açan bildirim sahibinin farklı olması
varlık barışına engel midir?
Uygulamada sıklıkla karşılaşılan
sorulardan birisi, varlık barışı kapsamında yurt dışındaki varlığını Türkiye’ye
transfer etmek isteyen ancak transfer eden kişiyle, bu varlıkla ilgili
bildirimde bulunan hesap sahibi kişinin farklı kişiler olması hususudur. Gerek
gerçek kişiler nezdinde gerekse şirketlerde söz konusu transferler çeşitli
nedenlerle farklı kişiler tarafından yapılabilmektedir.
Örneğin gerçek kişi Bay (A) yurt
dışı varlık barışı kapsamında bankaya bildirimde bulunmuştur. Ancak yurt dışı
para transferini Bay (A)’nın yurt dışında ortağı olduğu (Z) Şirketi yapmıştır.
Bu minvalde bu ve buna benzer durumda olanlar, varlık barışından yararlanmaya engel bir durum söz konusu değildir. Söz konusu uygulamada esas itibarıyla, bildirimin zamanında yapılması ve bildirim konusu varlığın zamanında yurda getirilmesine bakılmaktadır. Varlığı transfer edenin farklı kişi olması hususu ne Kanunda ne de Tebliğde belirtilen şekil şartlarından birisi değildir. Bu bakımdan söz konusu durumda olan kişiler de uygulamadan faydalanma hakkına sahiptir.
Yurt dışı varlık barışı
kapsamında varlık transferini bildirimden önce yapanlar düzenlemeden
yararlanılabilir mi?
Yurt dışı varlık barışında
bildirim sahibi kişiler uygulamadaki bazı noktaları atlayarak önce transfer
işlemlerini gerçekleştirerek varlıklarını Türkiye’ye getirmekte, sonrasında ise
bildirimde bulunabilmektedirler. Her ne kadar varlık barışı düzenlemesinde
bildirimin önce transferin sonra yapılması esas olsa da mükelleflerin haklarını
korumak adına önceki varlık barışı uygulamalarında vergi idaresince bu konuda
olumlu bir yaklaşım sergilenmiştir.
Bu bağlamda, 7582 sayılı Kanunla
Kurumlar Vergisi Kanunu’na eklenen geçici 19 uncu maddenin yürürlük tarihi olan
4 Haziran 2026 tarihinden sonra yurt dışındaki varlıklarını Türkiye’ye
transfer eden ve varlıkları bu tarihten sonra Türkiye’ye getirdiğini tevsik
edebilen kişilerin sonrasında varlık barışı bildiriminde bulunmaları ve
bildirime konu ettikleri tutarları bildirimin yapıldığı hesaba intikal
ettirmeleri şartıyla, geçmiş dönemlerde olduğu gibi düzenlemeden
faydalanabileceklerini düşünüyorum.
“Fiziki olarak yurt dışından getirilen
varlıklar” ibaresinden ne anlaşılması gerekmektedir. Kargo taşımacılığı yoluyla
Türkiye’ye getirilen varlıklar için de yurt dışı varlık barışından
faydalanılabilinir mi?
Varlık barışına ilişkin
yayımlanan Bazı Varlıkların Ekonomiye Kazandırılması Hakkında Genel Tebliğ’in
(Seri No: 1) 5 inci maddesinde, yurt dışında bulunan varlıkların Türkiye’ye
getirilmesine ilişkin açıklamalara yer verilmiştir. Buna göre söz konusu
varlıklardan yurt dışından fiziki olarak getirilenlerin, bildirimin yapıldığı
tarihten itibaren iki ay içinde olmak kaydıyla; gümrük işlemlerinin
tamamlanarak ülkeye getirilmesi ve gümrük işlemlerinin tamamlanmasını takip
eden ilk iş günü sonuna kadar Türkiye’deki banka veya aracı kurumlara
yatırılması gerekiyor. Ancak Türkiye’ye fiziki getirmenin yolcu beraberinde
getirmeyi mi kapsadığı ya da posta, kargo taşımacılığı vasıtasıyla yurda
getirilen varlıklar için de uygulamadan yararlanılıp yararlanılamayacağı
konusunda anılan Tebliğ’de herhangi bir açıklama bulunmuyor.
Geçmiş varlık barışı
düzenlemelerinde de benzer hükümlere de yer verilmiş ve posta ya da kargo
aracılığıyla yurda getirilen madde kapsamındaki varlıklar için bildirimde
bulunabilmesi ve varlık barışı hükümlerinden faydalanılabilinmesi mümkün
görülmüştür. Buradaki önemli husus, bildirim tarihinden itibaren bu varlıkların
Kanunda belirtilen süre ve şekilde banka ve aracı kurumlardaki hesaplara
intikal ettirilmesidir.
Mükellefiyet kaydı olmayan
kişiler hangi durumlarda yurt içi varlık barışından faydalanabilir?
Kurumlar Vergisi Kanununun geçici
19 uncu maddesinde, gelir veya kurumlar vergisi mükelleflerince sahip olunan ve
Türkiye’de bulunan ancak kanuni defter kayıtlarında yer almayan para, altın,
döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçları için bildirimde
bulunabileceği hüküm altına alınmıştır. Bu hükme göre yurt içi varlık barışı
hükümlerinden faydalanabilmek için gelir veya kurumlar vergisi mükellefi olmak
zorunludur. Ancak gelir vergisi mükellefiyeti için ticari, zirai veya mesleki
bir faaliyet nedeniyle mükellefiyetin bulunması gerekmektedir.
Bu bağlamda; ticari, zirai veya
mesleki faaliyeti dolayısıyla gelir vergisi mükellefiyeti bulunmayan gerçek
kişiler de mükellefiyet kaydı tesis ettirerek gelir vergisi yönünden varlık
barışı uygulamasından faydalanabilecektir. Ancak buradaki önemli husus, gelir
vergisi mükellefi olunan dönemle sınırlı olmak üzere uygulamadan
faydalanılabileceğidir. Örneğin 2026 yılı içerisinde ticari kazanç yönünden
gelir vergisi mükellefiyeti tesis edilen bir kişinin önceki yıllara ait beyan
dışı bıraktığı gelirleri nedeniyle varlık barışı hükümlerinden faydalanması
mümkün değildir. Bu kişi, önceki dönemler için de madde hükümlerinden
faydalanmak istiyorsa, bildirime konu gelirin içinde bulunduğu tarihi de
dikkate almak suretiyle geriye yönelik mükellefiyet tesis ettirmeli ve varlık
barışı kapsamındaki gelirlerini bu bildirime konu etmelidir.
Sonuç olarak varlık barışı
düzenlemeleri, kayıt dışı varlıkların ekonomiye kazandırılması ve işletmelerin
finansal yapılarının güçlendirilmesi açısından önemli fırsatlar sunmaktadır.
Ancak uygulamanın sağladığı avantajlardan yararlanılabilmesi için Kanun ve
Tebliğdeki şartların dikkatle değerlendirilmesi ve sürecin mevzuata uygun
şekilde yürütülmesi büyük önem taşımaktadır. Bu yönüyle varlık barışı, hem
mükellefler hem de ekonomi açısından önemli sonuçlar doğuran özel bir vergi
politikası aracı olarak değerlendirilebilir.
