Web sitemizde içeriği kişiselleştirmek, sosyal medya özellikleri sunmak ve site trafiğimizi analiz etmek için tanımlama bilgileri kullanıyoruz. Sitemizi kullanımınıza ilişkin bilgileri iş ortaklarımızla da paylaşıyoruz. KPMG Gizlilik Sözleşmesi

Grup İçi Hizmetlerde Yeni Dönem: OECD'den Mükellefleri Rahatlatabilecek Açıklamalar İçeren Taslak Rehber

Yayınlanma Tarihi: 31 Ağustos 2026


Grup İçi Hizmetlerde Yeni Dönem: OECD'den Mükellefleri Rahatlatabilecek Açıklamalar İçeren Taslak Rehber

Transfer fiyatlandırması incelemelerinde en çok tartışılan konulardan biri hiç şüphesiz grup içi hizmetler. Özellikle son yıllarda Türkiye'deki vergi incelemelerinde, çok uluslu şirketlerin yurt dışındaki grup şirketlerinden aldıkları hizmetler nedeniyle önemli eleştirilerle karşılaştığını görüyoruz. Hizmetlerin gerçekten alınıp alınmadığı, şirketin bu hizmetlerden fayda sağlayıp sağlamadığı, aynı hizmetin yerelde zaten mevcut olup olmadığı veya maliyetlerin doğru dağıtılıp dağıtılmadığı gibi konular çok sayıda tarhiyatın temelini oluşturuyor.

OECD'nin Haziran 2026'da kamuoyu görüşüne açtığı "Transfer Pricing Guidelines Chapter VII: Special Considerations for Intra-Group Services" başlıklı taslak rehberi bu nedenle oldukça dikkat çekici. Taslak, uygulamada yıllardır tartışılan pek çok konuda daha net  bir yaklaşım ortaya koyuyor.

Fayda Testinde Sonuca Değil, Beklentiye Bakılmalı

Vergi incelemelerinde sıkça karşılaşılan bir yaklaşım, alınan hizmetin somut sonucunun veya finansal etkisinin ortaya konulmasının beklenmesidir. Hatta bazı durumlarda şirket beklenen sonucu elde edemediğinde, hizmetin hiç verilmediği veya fayda sağlamadığı ileri sürülebilmektedir.

OECD bu noktada oldukça net bir duruş sergiliyor. Bir hizmetin varlığını değerlendirirken önemli olan, hizmet alındığı sırada makul bir ticari veya ekonomik fayda beklentisinin bulunup bulunmadığıdır. Beklenen faydanın sonradan gerçekleşmemesi, hizmetin hiç verilmediği anlamına gelmez.

Sonuçta iş dünyasında her yatırımın veya danışmanlık hizmetinin başarıyla sonuçlanacağı garanti değildir. Önemli olan karar verildiği anda hizmetten makul bir fayda beklenmesidir.

OECD Taslağına göre hizmetlerin fatura edilmemesi de hizmetin olmadığı anlamına gelmemektedir. Bazı durumlarda Ana Şirket tarafından fatura edilmemiş hizmetler daha sonra fatura edilmeye başlandıysa, sırf daha önceden fatura edilmedi diye hizmet yoktur ya da fayda yoktur gibi iddiaların da doğru olmadığı taslak tebliğdeki açıklamalardan anlaşılmaktadır.

Zarar Eden Şirketlere Hizmet Verilemez mi?

Belki de uygulamada en sık karşılaşılan eleştirilerden biri budur.

Bir şirket zarar ediyorsa, bazı incelemelerde grup içi hizmetlerden fayda elde etmediği ileri sürülebilmektedir. Taslak rehber ise bu yaklaşımı açık şekilde reddediyor.

Bir işletmenin zarar ediyor olması, aldığı hizmetlerden fayda sağlamadığı anlamına gelmez. Zarar eden bir şirket de insan kaynakları, IT, hukuk, finans veya strateji desteğine ihtiyaç duyabilir. Hatta bazı durumlarda bu hizmetler, şirketin zararını azaltmak veya faaliyetlerini sürdürebilmesi için daha da kritik hale gelebilir.

OECD'ye göre sorulması gereken asıl soru şudur: Bağımsız bir şirket aynı koşullarda olsaydı bu hizmeti satın alır mıydı? Cevap evetse, fayda testi büyük ölçüde karşılanmış olacaktır.

Her Genel Merkez Faaliyeti Hissedarlık Faaliyeti Değildir

Grup içi hizmetlerde en sık tartışılan alanlardan biri de hissedarlık faaliyetleridir.

OECD, bir şirketin yalnızca hissedar kimliği nedeniyle yaptığı faaliyetlerin iştiraklere fatura edilemeyeceğini bir kez daha vurguluyor. Genel kurul çalışmaları, borsa kotasyon süreçleri, yatırımcı ilişkileri faaliyetleri veya konsolide finansal tabloların hazırlanması gibi işlemler buna örnek gösteriliyor.

Ancak taslağın önemli mesajlarından biri şu:

Bir işin ana merkez tarafından yapılıyor olması, o işi otomatik olarak hissedarlık faaliyeti haline getirmez.

Örneğin global yöneticilerin iştiraklere stratejik yönlendirme sağlaması, operasyonel verimlilik çalışmaları yürütmesi veya süreç iyileştirmeleri yapması durumunda ortaya çıkan fayda doğrudan iştiraklere yöneliyor olabilir. Böyle bir durumda söz konusu faaliyetler grup içi hizmet olarak değerlendirilebilecektir.

Bu ayrım özellikle incelemelerde sıkça yaşanan "üst yönetim maliyetleri hissedarlık faaliyetidir" yaklaşımının her zaman doğru olmayabileceğini gösteriyor.

Mükerrer Hizmet Tartışmalarına Daha Gerçekçi Bir Yaklaşım

Bugüne kadar birçok incelemede şu eleştiriyle karşılaşıldı:

"Şirketin zaten hukuk departmanı var, neden ayrıca merkezden hukuk hizmeti alıyor?"

"Yerel insan kaynakları ekibi varsa grup insan kaynakları hizmetine neden ihtiyaç duyuluyor?"

OECD taslağı bu bakış açısının fazla basit olduğunu düşünüyor.

Bir şirketin aynı alanda çalışanlarının bulunması, merkezden alınan hizmetlerin otomatik olarak mükerrer olduğu anlamına gelmez. Yerel ekipler günlük faaliyetleri yürütürken, merkez ekipler daha uzmanlaşmış, stratejik veya uluslararası nitelikte destek verebilir.

Aslında günümüz çok uluslu şirket yapılarında bu durum oldukça yaygın. Yerelde bulunan fonksiyon ile bölgesel ya da küresel ölçekte sunulan hizmetlerin aynı işi yaptığını varsaymak çoğu zaman doğru olmayacaktır.

Transfer Fiyatlandırması Yönteminin Maliyet Artı olması zorunlu değil

Taslak Rehber; Grup içi hizmetlere ait transfer fiyatlarının belirlenmesinde her zaman Maliyet Artı yada İşleme Dayalı Net Kar marjı uygulanmasının zorunlu olmadığını, hizmetlerin değerine göre Kar bölüşüm yönteminin de uygulanabileceğini belirtiyor.   İncelemelerde; sadece grup içi hizmetlerde uygulanan TF yöntemine bakılarak eğer Maliyet Artı Yöntemi dışında bir yöntem uygulanmışsa sadece bu sebepten gider indirimi reddi yapmak doğru olamayacak. Ayrıca Karşılaştırılabilir Fiyat Yöntemi uygulanacaksa tüm karşılaştırılabilirlik koşullarının dikkate alınması gerektiği açıkça ortaya konmuştur.

Maliyet Dağıtımında Mantıklı ve Savunulabilir Anahtarlar Önemli

Taslakta dikkat çeken bir diğer konu maliyet dağıtımı.

OECD, hizmet maliyetlerinin grup şirketlerine dağıtımında kullanılan anahtarların hizmetle mantıklı bir ilişki içinde olması gerektiğini vurguluyor.

Örneğin insan kaynakları maliyetlerinde çalışan sayısı, IT hizmetlerinde kullanıcı sayısı veya araç yönetim hizmetlerinde araç sayısı gibi ölçütler doğal olarak daha anlamlı kabul ediliyor.

Aslında OECD'nin vermek istediği mesaj oldukça basit:

Şirketler kullandıkları dağıtım anahtarını açıklayabilmeli ve bu anahtarın hizmetten beklenen faydayı makul şekilde yansıttığını gösterebilmelidir.

Pass-Through Maliyetlerde Her Zaman Kâr Eklemek Gerekmiyor

Taslağın uygulamada önemli etkiler yaratabilecek bölümlerinden biri de pass-through maliyetlere ilişkin açıklamalar.

Bir grup şirketinin sadece ödeme yapan veya koordinasyonu sağlayan taraf olarak hareket ettiği durumlarda, ilgili maliyetlerin yeniden faturalanması sırasında her zaman ek bir kâr marjı uygulanması gerekmeyebileceği belirtiliyor.

Özellikle reklam harcamaları, medya satın alma giderleri veya üçüncü taraf danışmanlık hizmetlerinde bu yaklaşım önem kazanıyor.

OECD'ye göre kâr marjı, ancak grup şirketinin gerçekten yerine getirdiği aracılık veya koordinasyon fonksiyonları için söz konusu olabilir.

Düşük Katma Değerli Hizmetlerde %5 Uygulaması Devam Ediyor

Taslakta en az değişen alanlardan biri düşük katma değerli grup içi hizmetler.

Muhasebe, IT desteği, insan kaynakları, hukuk desteği ve benzeri rutin hizmetler için OECD'nin yıllardır uyguladığı %5'lik basitleştirilmiş kâr marjı yaklaşımı korunuyor.

Bu da mükellefler açısından önemli bir avantaj sağlamaya devam ediyor. Çünkü bu hizmetlerde ayrıca bir benchmark çalışması yapılması gerekmiyor.

 Türkiye’nin söz konusu basitleştirilmiş uygulamayı mevzuata eklemesi ile hem mükelleflerin uyum maliyetleri azalabilir hem de gereksiz ihtilafların önüne geçilebilir. Ayrıca yeni dönem nitelikli hizmet merkezleri için de faydalı olacaktır.

Sonuç

OECD'nin 2026 taslağı aslında önemli bir mesaj veriyor: Grup içi hizmetlerin değerlendirilmesinde şekle değil, ekonomik gerçeğe odaklanılmalı. Bir şirket zarar ettiği için otomatik olarak fayda testini kaybetmiş sayılmamalı, merkez tarafından verilen her hizmet hissedarlık faaliyeti olarak görülmemeli ve yerelde benzer bir fonksiyon bulunması tek başına mükerrerlik sonucu doğurmamalı.

Özellikle Türkiye'de son dönemde artan transfer fiyatlandırması incelemeleri dikkate alındığında, taslakta yer alan açıklamaların hem mükellefler hem de vergi idaresi açısından önemli bir referans kaynağı haline gelmesi bekleniyor. OECD'nin nihai rehberde bu yaklaşımını koruması halinde, grup içi hizmetlere ilişkin birçok uyuşmazlıkta mükelleflerin elini güçlendirecek yeni argümanlar ortaya çıkacaktır.

Başak Diclehan
Transfer Fiyatlandırması, Şirket Ortağı
bdiclehan@kpmg.com