Eurobond Gelirlerinin Vergilendirilmesinde Prim, İskonto
ve İşlemiş Faiz
Son yıllarda yatırımcıların döviz bazlı sabit getirili
yatırım araçlarına olan ilgisinin artmasıyla birlikte Eurobond yatırımları da
bireysel yatırımcı portföylerinde önemli bir yer edinmiştir. Buna paralel
olarak Eurobondlardan elde edilen gelirlerin vergilendirilmesine ilişkin
soruların da arttığı görülmektedir. Özellikle ikincil piyasadan satın alınan
Eurobondlarda temiz fiyat, kirli fiyat, işlemiş faiz, prim ve iskonto
kavramlarının doğru anlaşılması, vergisel sonucun doğru belirlenebilmesi
açısından önem taşımaktadır.
Eurobond yatırımlarında çoğu zaman yalnızca kupon
gelirleri üzerinde durulmakla birlikte, yatırımcının ekonomik getirisi bundan
ibaret değildir. Bir Eurobond yatırımından elde edilen sonuç üç farklı şekilde
ortaya çıkabilmektedir. Bunlardan ilki kupon ödemeleri nedeniyle elde edilen
faiz gelirleri, ikincisi kıymetin vadesinden önce elden çıkarılması halinde
oluşan alım satım kazancı veya zararı, üçüncüsü ise Eurobondun itfa tarihinde
nominal bedeli üzerinden geri ödenmesi sonucunda ortaya çıkan gelir unsurudur.
Bu nedenle Eurobond yatırımının vergisel analizinde
yalnızca kupon ödemelerine değil, satın alma fiyatı ile nominal değer
arasındaki ilişkiye ve kıymetin ne şekilde elden çıkarıldığına da bakılması
gerekir.
Konunun somut biçimde ele alınabilmesi için yazı boyunca
tek bir örnek Eurobond esas alınacaktır. Buna göre nominal değeri 100.000 ABD
Doları olan, yıllık %6,5 kupon oranına sahip ve yılda iki kez kupon ödeyen bir
Eurobond dikkate alınacaktır. Bu kıymetin her bir kupon ödemesi 3.250 ABD
Doları tutarındadır.
Temiz fiyat ve kirli fiyatın anlamı
İkincil piyasada gerçekleştirilen Eurobond işlemlerinde
yatırımcının ödediği toplam bedel yalnızca kıymetin piyasa değerinden oluşmaz.
Satın alma tarihinde son kupon ödeme tarihinden itibaren oluşmuş işlemiş faiz
de alış bedelinin içerisinde yer alır.
Bu nedenle uygulamada temiz fiyat ve kirli fiyat ayrımı
yapılmaktadır. Temiz fiyat, kıymetin piyasa değerini ifade ederken, kirli fiyat
temiz fiyat ile işlemiş faizin toplamından oluşmaktadır.
Dolayısıyla yatırımcı Eurobondu satın alırken bir
taraftan tahvilin piyasa değerini, diğer taraftan ise satıcının tahsil etmediği
ancak hak kazandığı faiz kısmını ödemektedir.
Nitekim 257 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliği'nde de
kuponlu bir tahvilin satın alınmasında işlemiş faizin bulunması halinde,
işlemiş faiz tutarının kupon alış bedeli, temiz işlem fiyatının ise tahvilin
alış bedeli olarak kabul edileceği belirtilmiştir. Aynı düzenlemede temiz
fiyatın, sözleşme fiyatından işlemiş faizin düşülmesi suretiyle bulunacağı
ifade edilmektedir.
Vergisel açıdan bakıldığında bu iki unsurun birbirinden ayrıştırılması gerekir. Çünkü işlemiş faiz, tahvil maliyetinden ziyade ileride tahsil edilecek ilk kuponun bir bölümünün peşinen satın alınmasını ifade etmektedir.
İşlemiş faizin kupon gelirine etkisi
İki kupon tarihi arasında satın alınan bir Eurobondda,
alış sırasında ödenen işlemiş faiz ilk kupon ödemesinin bir kısmının yatırımcı
tarafından önceden finanse edilmesi anlamına gelir.
Tebliğ uyarınca işlemiş faiz, temiz işlem fiyatı üzerine
eklenmesi gereken ve son kupon tarihinden sonra tahvili elde tutma süresiyle
orantılı kupon faizini ifade etmekte olup, son kupon tarihinden valör tarihine
kadar geçen gün sayısının kupon dönemi gün sayısına oranlanması suretiyle
hesaplanır.
Örnek Eurobondumuzun satın alınması sırasında yatırımcı
tarafından 1.500 ABD Doları işlemiş faiz ödendiğini varsayalım. Yatırımcı daha
sonra ilk kupon döneminde 3.250 ABD Doları tahsil edecektir.
Ancak tahsil edilen 3.250 ABD Dolarının tamamı ekonomik
anlamda faiz geliri olarak değerlendirilemez. Çünkü bunun 1.500 ABD Dolarlık
kısmı yatırımcı tarafından satın alma sırasında satıcıya ödenmiştir.
Bu durumda, yalnızca işlemiş faiz dikkate alındığında ilk
kupon döneminde değerlendirilecek tutar:
3.250 − 1.500 = 1.750 ABD Doları
olacaktır.
Böylece yatırımcının fiilen elde etmediği bir gelirin
ikinci kez vergileme konusu yapılmasının önüne geçilmiş olur.
Kupon gelirlerinde beyan esası
Hazine tarafından yurt dışında ihraç edilen
Eurobondlardan elde edilen kupon faizleri menkul sermaye iradı niteliğinde
olup, bu gelirler üzerinden yapılan tevkifatın oranı sıfırdır. Bu nedenle
yatırımcı bakımından kaynakta kesilen ve nihai vergi niteliği taşıyan bir
stopaj söz konusu değildir. Verginin doğması ise doğrudan yıllık beyan esasına
bağlanmıştır.
Bununla birlikte, elde edilen her kupon gelirinin tek
başına beyan edilmesi gerekmez. Kupon faizleri, ancak ilgili yılda elde edilen
tutarın belirlenen beyan sınırını aşması halinde beyana konu edilir. Bu sınır,
Gelir Vergisi Kanunu'nun 103. maddesinde yer alan tarifenin ikinci gelir
dilimindeki tutar (2026 yılı için 400.000 TL) olup, her yıl yeniden
belirlenmektedir.
Önemli olan bir diğer husus, bu sınırın yalnızca Eurobond
kupon gelirleri için ayrı olarak değil, yatırımcının aynı yıl içinde elde
ettiği ve beyana tabi olan diğer menkul ve gayrimenkul sermaye iratları ile
birlikte dikkate alınmasıdır. Yani beyan yükümlülüğünün doğup doğmadığı
belirlenirken, kupon gelirleri tek başına değil, aynı kategoride
değerlendirilen diğer gelir unsurları ile toplanarak sınır ile karşılaştırılır.
Bu toplam tutarın ilgili yıl için belirlenen sınırı aşması halinde, kupon gelirinin tamamı yıllık gelir vergisi beyannamesi ile beyan edilecektir. Sınırın altında kalınması halinde ise söz konusu gelirler için beyanname verilmesi gerekmez. Kupon faizinin döviz cinsinden olması nedeniyle, beyana esas tutar tahsil tarihindeki Merkez Bankası döviz alış kuru üzerinden Türk Lirasına çevrilerek hesaplanır.
Primli olarak satın alınan Eurobondlar
Eurobondlar her zaman nominal değerleri üzerinden işlem
görmezler. Özellikle kupon oranının piyasa faizlerinin üzerinde olduğu
dönemlerde yatırımcılar aynı nakit akımına ulaşabilmek için nominal değerin
üzerinde bedeller ödeyebilmektedir.
Örnek Eurobondumuzun temiz fiyatının 108.000 ABD Doları
olduğunu varsayalım. Bu durumda yatırımcı tarafından ödenen prim tutarı:
108.000 − 100.000 = 8.000 ABD Doları olacaktır.
Buradaki önemli husus, yatırımcının itfa tarihinde geri
alacağı tutarın yine 100.000 ABD Doları olmasıdır. Başka bir ifadeyle yatırımcı
tarafından ödenen 8.000 ABD Dolarlık ilave tutar itfada geri alınacak bir unsur
değildir.
Bu ödeme esasen daha yüksek kupon getirisinden
yararlanabilmek amacıyla yapılmaktadır. Bu nedenle söz konusu farkın ekonomik
mahiyeti gelecekte tahsil edilecek kupon gelirleri ile ilişkilidir.
Prim tutarının kupon dönemleriyle ilişkilendirilmesi
Nominal değerin üzerinde ödenen tutarın nasıl dikkate
alınacağı hususunda tebliğ açık bir çerçeve sunmaktadır. 257 Seri No.lu Gelir
Vergisi Genel Tebliği'nin "Tahvil alış bedelinin itfa bedeli ve işlemiş
faiz tutarının üzerinde olması" başlıklı bölümünde, satın alma bedelinin
itfa bedeli ile varsa işlemiş faiz tutarının üzerinde olması, başka bir deyişle
temiz fiyatın itfa bedelini aşması durumunda, fazla olan kısmın izleyen
dönemlere ilişkin faiz kuponlarının maliyeti olarak dikkate alınacağı
belirtilmiştir.
Bu düzenleme uyarınca nominal değeri aşan tutarın tamamı
tek bir döneme yüklenmemekte, yatırımın kalan kupon dönemlerine yayılmaktadır.
Örnek Eurobondumuzun itfasına kadar 8 adet kupon ödemesi
kaldığını varsayalım. Bu durumda her kupona düşen prim tutarı şu şekilde
hesaplanacaktır:
8.000 / 8 = 1.000 ABD Doları
Dolayısıyla her kupon döneminde elde edilen ekonomik
getiri hesaplanırken 1.000 ABD Dolarlık prim payı dikkate alınacaktır.
Buna göre satın alma sonrasında tahsil edilen ilk kupon
döneminde hem alışta ödenen işlemiş faiz hem de o kupona isabet eden prim payı
birlikte dikkate alınacaktır:
3.250 − 1.500 − 1.000 = 750 ABD Doları
Takip eden kupon dönemlerinde ise işlemiş faiz unsuru
ortadan kalkacak, ancak ilgili kupona düşen 1.000 ABD Dolarlık prim payı
dikkate alınmaya devam edecektir. İkinci kupon döneminde de tahsil edilecek
tutar yine 3.250 ABD Doları olacağından net gelir:
3.250 − 1.000 = 2.250 ABD Doları olarak hesaplanacaktır.
Bu yaklaşım, tebliğde öngörülen "izleyen dönemlere
ilişkin faiz kuponlarının maliyeti" anlayışının pratikteki yansımasıdır ve
yatırımcının satın alma sırasında ödediği ilave bedel ile sonraki dönemlerde
elde ettiği kupon gelirleri arasında ekonomik bir eşleştirme sağlamaktadır.
İskontolu olarak satın alınan Eurobondlar
Uygulamada daha az tartışılmakla birlikte, Eurobondların
nominal değerlerinin altında satın alınması da mümkündür. Özellikle piyasa faiz
oranlarının yükseldiği dönemlerde bazı Eurobondların önemli iskontolarla işlem
gördüğü bilinmektedir.
Bu kez aynı Eurobondun, farklı piyasa koşullarında
nominal değerinin altında, 94.000 ABD Doları temiz fiyatla satın alındığını
varsayalım.
Bu durumda yatırımcı yalnızca kupon gelirlerinden
faydalanmayacak, aynı zamanda kıymeti nominal değerinin altında satın almış
olması nedeniyle ek bir getiri elde etme potansiyeline de sahip olacaktır.
İtfa tarihinde tahsil edilecek tutar 100.000 ABD Doları
olacağından, alış bedeli ile itfa bedeli arasındaki fark:
100.000 − 94.000 = 6.000 ABD Doları olarak ortaya
çıkacaktır.
Bu fark yalnızca kur hareketlerinden kaynaklanan bir
unsur değildir. Yatırımcının nominal değerin altında yaptığı alımdan
kaynaklanan ekonomik getiriyi ifade etmektedir.
Dolayısıyla iskontolu alınan Eurobondlarda, kupon
gelirlerinin yanı sıra itfa tarihinde ortaya çıkan bu farkın da yatırımın
toplam sonucunun bir parçası olarak değerlendirilmesi gerekir. İdarenin son
dönemde verdiği görüşlerde de nominal değerin altında alınan Eurobondların
itfasında ortaya çıkan bu farkın faiz geliri niteliğinde değerlendirildiği
görülmektedir. Burada dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta, itfada ortaya
çıkan bu farkın vergilendirme yönteminin, değer artış kazancından farklı
olmasıdır. İlgili tutarın faiz geliri olarak değerlendirilmesi nedeniyle, itfa
gününün Merkez Bankası döviz alış kuru ile Türk Lirasına çevrilmesi gerekir.
Alım tarihi ile itfa tarihi arasındaki fark döviz cinsinden bulunacağından ve
alım tarihindeki tutar Türk Lirası olarak hesaba katılmayacağından, burada bir
endeksleme yapılması söz konusu değildir.
İskontolu alınan Eurobondun satılması
İskontolu alınan bir Eurobond her zaman itfaya kadar elde
tutulmayabilir.
Yatırımcının yukarıdaki örnekte olduğu gibi Eurobondu
94.000 ABD Dolarına satın aldığını ve daha sonra piyasadaki faiz düşüşü
nedeniyle fiyatın 98.000 ABD Dolarına yükseldiğini varsayalım.
Yatırımcı kıymeti bu aşamada satarsa ekonomik olarak:
98.000 − 94.000 = 4.000 ABD Doları
getiri elde etmiş olacaktır.
Ancak burada ortaya çıkan gelir, artık itfa gelirinden
değil satış işleminden kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla söz konusu tutar, kupon
gelirlerine ilişkin kurallardan farklı bir çerçevede değerlendirilmekte ve alım
satım kazancının vergilendirilmesine ilişkin esaslara tabi olmaktadır.
Bu örnek, aynı ekonomik değerin farklı şekillerde elde
edilmesinin farklı vergisel sonuçlar doğurabileceğini göstermektedir.
Ara dönemde satışta işlemiş faizin durumu
Eurobondun iki kupon tarihi arasında elden çıkarılması
halinde dikkat edilmesi gereken bir başka husus, satış sırasında tahsil edilen
işlemiş faizdir. Yatırımcı Eurobondu ara dönemde sattığında, alıcı yalnızca
kıymetin piyasa değerini değil, son kupon tarihinden satış tarihine kadar
oluşmuş işlemiş faizi de ödemektedir. Başka bir ifadeyle satıcı da tıpkı alışta
olduğu gibi kirli bir fiyat üzerinden tahsilat yapmaktadır.
Burada dikkat çeken husus, alış aşamasında işlemiş faiz
için öngörülen ayrıştırmanın satış aşaması bakımından aynı şekilde
düzenlenmemiş olmasıdır. Tebliğde temiz alış fiyatı kavramı tanımlanmış olmakla
birlikte, satış tarafında benzer bir ayrıştırmaya yer verilmemiştir.
Uygulamada, Eurobondun ara dönemde elden çıkarılması
halinde tahsil edilen işlemiş faiz ayrı bir menkul sermaye iradı olarak değil,
satış bedelinin bir unsuru olarak değer artış kazancının hesabında dikkate
alınmaktadır.
Konuyu somutlaştırmak için, hiç kupon tahsil edilmeden
gerçekleştirilen bir ara dönem satışını ele alalım. Nominal değeri 100.000 ABD
Doları olan örnek Eurobondumuzun temiz fiyatla 99.000 ABD Dolarına satın
alındığını ve alış sırasında 500 ABD Doları işlemiş faiz ödendiğini varsayalım.
Bu durumda kirli alış bedeli 99.500 ABD Doları olmaktadır.
Yatırımcının bu kıymeti henüz hiçbir kupon tahsil etmeden
ara dönemde sattığını ve satış anında temiz fiyatın 100.500 ABD Doları, tahsil
edilen işlemiş faizin ise 2.000 ABD Doları olduğunu kabul edelim. Bu durumda
satış anında elde edilen kirli bedel 102.500 ABD Doları olacaktır.
Değer artış kazancının hesabında satış bedeli olarak,
tahsil edilen kirli tutarın tamamı, yani içindeki 2.000 ABD Dolarlık işlemiş
faiz de dahil olmak üzere 102.500 ABD Doları dikkate alınacaktır. Alış maliyeti
olarak ise temiz alış fiyatı olan 99.000 ABD Doları esas alınacaktır. Buna göre
kazanç:
102.500 − 99.000 = 3.500 ABD Doları olarak ortaya
çıkacaktır.
Görüldüğü üzere bu tutarın içinde hem kıymetin gerçek
fiyat artışı hem de satışta tahsil edilen işlemiş faiz birlikte yer almakta ve
tamamı değer artış kazancı olarak değerlendirilmektedir. Bununla birlikte,
satış sırasında tahsil edilen işlemiş faizin ekonomik niteliği itibarıyla faiz
sayılıp sayılmayacağı hususu teorik olarak tartışmaya açık olup, konuya ilişkin
açık bir idari düzenleme bulunmamaktadır.
Alım satım kazancında enflasyon etkisi ve endeksleme
Eurobondların vadesinden önce elden çıkarılması halinde
elde edilen kazanç veya zararın belirlenmesinde yalnızca döviz bazındaki alış
ve satış fiyatlarına bakılması yeterli değildir.
Vergisel hesaplama Türk Lirası bazında yapılmaktadır. Bu
nedenle satış tarihinde elde edilen TL tutarı ile alış tarihindeki maliyetin TL
karşılığı karşılaştırılmaktadır. Ayrıca mevzuatta yer alan şartların
gerçekleşmesi halinde alış maliyetinin Yİ-ÜFE artış oranı dikkate alınarak
endekslenmesi de mümkün olabilmektedir.
Örneğin yatırımcının alış maliyetinin TL karşılığının
3.000.000 TL, satış tarihinde ise satış bedelinin TL karşılığının 4.800.000 TL
olduğunu varsayalım. Alış ve satış tarihleri arasındaki dönemde Yİ-ÜFE
artışının mevzuatta öngörülen şartları sağladığını ve maliyetin 3.000.000
TL'den 4.100.000 TL'ye endekslendiğini kabul edelim.
Bu durumda vergisel kazanç:
4.800.000 − 4.100.000 = 700.000 TL
olarak hesaplanacaktır.
Görüldüğü üzere endeksleme uygulaması enflasyon nedeniyle
ortaya çıkan nominal artışın tamamının vergileme konusu yapılmasını önlemekte
ve reel kazanca daha yakın bir sonuç elde edilmesini amaçlamaktadır.
Değerlendirme
Eurobond yatırımlarından elde edilen sonuçların doğru
analiz edilebilmesi için yatırımın yalnızca kupon gelirlerinden ibaret olmadığı
unutulmamalıdır. Bir Eurobond yatırımı; dönemsel kupon gelirleri, kıymetin
vadesinden önce elden çıkarılması halinde doğan alım satım kazancı ve itfa
tarihinde ortaya çıkan sonuç olmak üzere üç farklı gelir unsuru doğurabilmekte
olup, bunların her biri kendi niteliği içerisinde değerlendirilmelidir.
Özellikle ikincil piyasada yapılan işlemlerde temiz
fiyat, kirli fiyat, işlemiş faiz, prim ve iskonto unsurlarının doğru
ayrıştırılması büyük önem taşımaktadır. Primli alımlarda nominal değerin
üzerinde yapılan ödeme ile kupon gelirleri arasında, iskontolu alımlarda ise
alış bedeli ile itfa bedeli arasındaki fark arasında güçlü bir ekonomik ilişki
bulunmaktadır. İşlemiş faizin kupon alış bedeli, temiz fiyatın tahvilin alış
bedeli olarak kabul edilmesi ve itfa bedelini aşan kısmın izleyen kupon
dönemlerine yayılması esasları da bu ayrımın mevzuattaki karşılığını
oluşturmaktadır.
Kupon gelirleri bakımından tevkifat oranının sıfır
olması, tek başına bir vergisiz gelir anlamına gelmemektedir. Bu gelirler,
ilgili yılda elde edilen ve beyana tabi diğer menkul ve gayrimenkul sermaye
iratları ile birlikte belirlenen sınırı aşması halinde yıllık beyanname ile
beyan edilmektedir. Dolayısıyla beyan yükümlülüğü, kupon gelirinin tek başına
değil, aynı kapsamdaki diğer gelirlerle birlikte değerlendirilmesi sonucunda
ortaya çıkmaktadır.
Bir diğer önemli husus, elde edilen gelirlerin döviz
cinsinden değil Türk Lirası bazında hesaplanmasıdır. Bu noktada gelir unsurunun
niteliği belirleyici olmaktadır. Faiz geliri sayılan kupon ödemeleri ile
iskontolu alımlarda itfada doğan farkta, döviz cinsinden bulunan tutar yalnızca
tahsil ya da itfa günündeki Merkez Bankası döviz alış kuru ile Türk Lirasına
çevrilmekte ve bu gelirlerde endeksleme uygulanmamaktadır. Buna karşılık
vadeden önce satıştan doğan değer artış kazancı, alış ve satış bedellerinin
ilgili tarihlerdeki kurlarla Türk Lirasına çevrilmesi ve şartların oluşması
halinde alış maliyetinin Yİ-ÜFE artış oranında endekslenmesi suretiyle
hesaplanmaktadır.
Öte yandan, alış aşamasında işlemiş faiz için öngörülen
ayrıştırmanın satış aşamasında aynı şekilde düzenlenmemiş olması, ara dönem
satışlarında tahsil edilen işlemiş faizin değer artış kazancı içerisinde
değerlendirilmesi sonucunu doğurmaktadır. Bu husus, uygulamada dikkate alınması
gereken, ancak niteliği itibarıyla tartışmaya açık bir alan olarak öne
çıkmaktadır.
Kanaatimizce Eurobond yatırımlarında sağlıklı bir vergi
analizinin temel şartı, yatırımın tüm yaşam döngüsüne birlikte bakılmasıdır.
Kupon gelirleri, itfa sonucu ve alım satım kazançları bir bütün olarak ve her
biri kendi vergileme rejimi içerisinde değerlendirildiğinde, yatırımcının
gerçek ekonomik getirisi daha doğru ortaya çıkmakta ve vergisel sonuçlar daha
sağlıklı biçimde analiz edilebilmektedir.
