ABD’nin Dijital Hizmet Vergileri ile Savaşı

Yayınlanma Tarihi: 04 Haziran 2020


ABD Ticaret Temsilciliği Ofisi (US Trade Representative Office), Amerikan orijinli dijital servis hizmet şirketlerini hedef alan ve Avrupa Birliği ülkeleri başta olmak üzere pek çok ülkede uygulamaya konulan ya da uygulamaya konulması planlanan dijital hizmet vergilerine karşı rekabet soruşturması başlattıklarını duyurdu.

2 Haziran’da US Trade Representative Office tarafından yapılan duyuruda, 1974 Trade Act’in 301’inci maddesine göre Başkan tarafından inceleme yapılması görevi verildiği belirtildi. Anılan yasal düzenlemeye göre Amerikan Hükümeti, yabancı ülkelerin Amerikan ticaretine zarar verici adaletsiz ve ayrımcılık içeren uygulamalarını tespit etmeleri halinde, bu ülkelere karşı ithalat vergilerini yükselterek karşı yaptırımlar uygulamak yoluna gidebiliyor.

Soruşturmada hedef alınan ülkelerden biri de Türkiye

Duyuruda; Avusturya, Brezilya, Çek Cumhuriyeti, AB, Hindistan, Endonezya, İtalya, İspanya, Türkiye ve İngiltere uygulamaları sayılarak, US Trade Representative tarafından bu ülke makamları ile iletişime geçileceği, çıkarılan Dijital Hizmet Vergilerinin dayanaksız ve haksız bir vergi uygulaması yaratıp yaratmadığının ve Amerikan şirketleri bakımından ayırımcılık içerip içermediğinin değerlendirileceği belirtiliyor. Ayrıca, bu uygulamalardan etkilenen tarafların da yorum ve şikayetlerini bu süreçte bildirmeleri için çağrı yapılıyor. Buradaki temel argümanların, Dijital Hizmet Vergilerinin öncelikli hedefin Amerikan şirketleri olması, Amerikan Vergi sisteminin kurallarından ve uluslararası vergileme prensiplerinden sapılması, vergilemede egemenlik alanı prensiplerine aykırılık oluşturması ve kazanç (kar) yerine hasılatın vergilendirilmesi noktalarına odaklanacağı anlaşılıyor.

Türkiye’nin Dijital Hizmet Vergisi Uygulaması

Türkiye 7194 sayılı Kanunla Dijital Hizmet Vergisini (DST) yürürlüğe koydu. DST Mart 2020 dönemi itibariyle uygulanmaya başlandı. Yapısı bakımından karşılaştırıldığında, Avrupa’daki uygulama örneklerine paralel bir çerçeveye sahip olduğu görülüyor.

Verginin konusunu basitçe özetlersek, dijital reklam, sosyal medya, dijital ürünler ve dijital satış ve iletişim kanallarının sunulmasına dönük hizmetler oluşturuyor.

Verginin mükellefiyeti ise 750 milyon Euro global gelir ve 20 milyon TL yurt içi geliri olan firmaları kapsıyor. Bu limitlerin birinin aşılamadığı durumda, vergiden istisna olunuyor. AB ülkelerindeki sınıflandırmanın da benzer bir şekilde yapıldığı ve benzer seviyede tutarlardan oluştuğu görülüyor. Türkiye’deki vergi hem yerli hem yabancı firmaları kapsıyor. Bu açıdan bakıldığında, yabancı firmalara dönük bir ayırımcılık yapmaktan ziyade, Türkiye’de yerleşip yatırım yapan şirketleri mağdur ettiği söylenebilir.  

Türkiye’deki uygulamanın öne çıkan yanının vergi oranının diğer ülkeler kıyasla çok yüksek belirlenmiş olması olduğu görülmektedir. Yüzde 7,5 oranındaki vergi; diğer ülkelerdeki yüzde 2-3 arasındaki vergi oranları ile kıyaslandığında oldukça yüksek görünmektedir.

Verginin uluslararası vergileme bakımından tartışmalı bir diğer yanı ise, çifte vergilemeyi önleme anlaşmalarının (ÇVÖA) kapsamına girip girmediği konusudur. Her ne kadar gelir üzerinden alınan bir vergi niteliğinde olsa da bu verginin Türkiye’nin imzaladığı ÇVÖA kapsamında olmadığı değerlendirilmektedir. Bu durum, Türkiye’den elde edilen hasılat üzerinde, söz konusu vergilerin ana merkezde ödenen vergilerden mahsup edilmesine imkan tanınmaması nedeniyle ağır bir çifte vergi yükü oluşturmaktadır. Buradaki amacın aslında bu şirketleri DST’yi uygulayan ülkelere gelip işyeri kurarak, gelirlerini burada oluşturmaları ve gelir elde edilen ülkelere atfedilen Transfer Fiyatlamasına uygun bir kar üzerinden vergi ödenmesini sağlamaktır.

Vergi Savaşlarının Sonuçları

Teknolojinin gelişmesine paralel olarak ortaya çıkan e.ticaretin yerel vergi sistemlerini zorlayan yapısı, ülkelerin ticaret savaşlarında yeni bir cephe daha açılmasına neden olmuştur. Elektronik ticaret, teknolojik olarak gelişmiş ve yenilikçi iş yapış şekillerine yatırım yapan ekonomilerin diğer ülkelerin vergi rejimlerine takılmadan bu ülkelerden gelir elde etmesine imkan sağlamıştır. Ancak görülen şu ki; net dijital hizmet ithalatçısı olan ülkeler gerek kendi ülkelerindeki üreticileri korumak gerekse ülkelerinden kaynaklanan geliri vergileyebilmek için Dijital hizmetleri vergilemeye dönük alternatifler geliştirmektedirler. Kendi egemenlik yetkilerine dayanarak yarattıkları yeni vergileme yöntemlerine karşılık, diğer tarafın da ekonomik gücünü kullanarak karşı ticari yaptırımlarla buna tepki vereceği anlaşılmaktadır.

2019 yılında 8 milyar dolar ihracat, 11 milyar dolar ithalatımızın olduğu ve ilk 5 ihracat pazarımızdan biri olan ABD’nin uygulaması muhtemel yaptırımlar tabi ki dış ticaretimiz ve ihracata yönelik çalışan firmalarımız için önemli bir tehdit oluşturur.

COVID-19 salgını nedeniyle daralan ve ABD-Çin ticaret gerilimi ile önünü göremeyen küresel ticaretinin, bu tür vergi savaşları nedeniyle de yeni bir gerginlik yaşaması muhtemeldir. Ayrıca, ABD’deki iç seçim süreci de değerlendirildiğinde bu tür konuların iç siyaset malzemesi yapılması da olasıdır.

Diğer taraftan, Dijital Hizmet Vergileri uygulayan ülkelerin argümanlarında da oldukça haklılık payı bulunmaktadır. OECD’nin BEPS aksiyon planları çerçevesinde bugüne kadar etkili ve adil bir çözüm üretememiş olması, e.ticaret yoluyla matrah aşındırmasına maruz kalan ülkeleri, kendi ülkelerinde oluşan gelirleri vergileme noktasında bireysel çözümler bulmaya zorlamaktadır. Ancak, uluslararası alanda genel kabul görmüş ve yerleşmiş vergileme prensiplerine dayanmayan vergileme çözümleri, günün sonunda ülkelerin ekonomik ve politik güçlerine bağlı olarak kalıcı ve uygulanabilir olacaktır.     

 

 

M. Yavuz Öner
Dolaylı Vergiler Bölüm Başkanı, Şirket Ortağı
yoner@kpmg.com