FASILALI ÇALIŞMALARDA YILLIK ÜCRETLİ İZİN, KIDEM TAZMİNATI VE İHBAR TAZMİNATI UYGULAMALARI
Yıllık izin hakkı Anayasa ile güvence altına alınmış bir dinlenme hakkı iken, kıdem tazminatı, sigortalının aynı işverene bağlı hizmetlerinin karşılığı olarak iş sözleşmesinin belirli hallerde sona ermesiyle doğan bir haktır.
Son on yılda işgücü piyasasında esnek uygulamaları ve işgücü geçişkenliğini sıklıkla gözlemlemekteyiz. Özellikle fasılalı (aralıklı) çalışma durumlarında, sigortalının aynı işveren nezdinde birden fazla kez işe girip çıktığı hallerde, hem yıllık izne esas kıdem süresinin hem de kıdem tazminatına esas hizmet süresinin nasıl hesaplanacağı uygulamada sıkça tereddüt konusu olmaktadır.
Bu yazıda, fasılalı çalışmalarda yıllık izne esas kıdem süresinin nasıl belirleneceği ile kıdem ve ihbar tazminatı hesaplamalarının hangi esaslara göre yapılması gerektiği; kanun hükümleri ve yargı kararları ışığında ele alınmakta, farklı senaryolara göre ortaya çıkabilecek sonuçlar açıklanacaktır.
1.Yıllık
Ücretli İzin
Yıllık ücretli
izin, Anayasa ile güvence altına alınmış dinlenme hakkının bir yansıması olup,
emredici nitelikte bir hükümdür. İşçi, iş ilişkisi sürdüğü müddetçe
kullanmadığı yıllık izinlerine ilişkin ücret talebinde bulunamaz. Bu nedenle,
yıllık izin hakkından feragat edilemeyeceği gibi işverenin bu hakkı ortadan
kaldırması veya işçinin kendi isteği ve rızası bulunsa dahi yıllık izin hakkının
ücret karşılığına dönüştürülmesi de kural olarak mümkün değildir.
Yıllık ücretli izin hakkı ve izin süreleri İş Kanunu’nun 53. Maddesinde düzenlenmektedir. İlgili kanun maddesinde: ‘’ İşyerinde işe başladığı günden itibaren, deneme süresi de içinde olmak üzere, en az bir yıl çalışmış olan işçilere yıllık ücretli izin verilir. Yıllık ücretli izin hakkından vazgeçilemez.’’ hükmü yer almaktadır. Aynı kanun maddesinin devamında ise hizmet süresine bağlı olarak yıllık ücretli izin sürelerinden bahsedilmektedir. Bu kapsamda işçilere verilecek yıllık ücretli izin süresi, hizmet süresi;
- Bir yıldan beş yıla kadar (beş yıl dahil) olanlara 14 günden,
- Beş yıldan fazla on beş yıldan az olanlara 20 günden,
- On beş yıl (dahil) ve daha fazla olanlara 26 günden az olamaz.
Yer altı
işlerinde çalışan işçilerin yıllık ücretli izin süreleri dörder gün
arttırılarak uygulanırken, 18 ve daha küçük yaştaki işçilerle 50 ve daha yukarı
yaştaki işçilere verilecek olan yıllık ücretli izin süresi 20 günden az olamaz.
İş Kanunu’nun 53.maddesinden anlaşılacağı üzere, yıllık ücretli izne hak kazanmak için ilk ve temel koşul işçinin aynı işverene bağlı olarak 1 tam yıl süreyle çalışmış olmasıdır.
2.
Fasılalı Çalışma
Fasılalı çalışma başka bir deyimle aralıklı çalışma, bir işçinin aynı işveren nezdinde birden fazla dönemde istihdam edilmesi durumunu ifade etmektedir. Daha açık bir ifadeyle fasılalı çalışma, bir işçinin bir işyerinde ya da aynı işverene ait başka bir işyerinde belli bir süre çalıştıktan sonra herhangi bir sebeple işten ayrılması ve daha sonrasında aynı işveren bünyesinde tekrardan işe başlaması durumunu ifade etmektedir.
3.Fasılalı
Çalışmalarda Yıllık İzine Esas Kıdem Süresinin Hesaplanması
4857 sayılı
İş Kanununun 54. maddesinde ‘’ Yıllık ücretli izine hak kazanmak için
gerekli sürenin hesabında işçilerin, aynı işverenin bir veya çeşitli
işyerlerinde çalıştıkları süreler birleştirilerek göz önüne alınır.’’ hükmü
yer almaktadır. Bu kapsamda işçinin yıllık izne hak kazanması açısından “aynı
işverenin bir veya çeşitli işyerlerinde çalıştıkları sürelerin birleştirilmesi” esastır.
Bu konuda Yargıtay’ın yerleşik içtihatları bulunmaktadır.
Yargıtay 9.
Hukuk Dairesi’nin 29.12.2017 tarihli, 2015/18282 E., 2017/22167 K. ve Yargıtay
22. Hukuk Dairesi’nin 01.11.2017 tarihli, 2017/9112 E., 2017/23766 K. sayılı
kararlarında özetle; aralıklı çalışma halinde, yıllık izin
bakımından önceki dönem hizmet süresinin “tasfiye olduğu” kabul edilemeyeceği,
bu nedenle izne esas kıdemin belirlenmesinde çalışmanın iki veya daha
fazla döneme yayılsa dahi bu dönemlerin birleştirilmesi gerektiği açıkça
belirtilmiştir.
Yargıtay 9.
Hukuk Dairesi’nin 05.11.2020 tarihli, 2016/29801 E., 2020/14939 K. sayılı
kararında da işçinin önceki çalışmalarında hak etmiş olduğu yıllık izin
sürelerinin kullandırılmış veya kullanılmayan izinlerin karşılığında
ücretinin ödenmiş olmasının önemli olmadığı, işçinin sonraki dönemine
ilişkin yıllık ücretli izin süresi belirlenirken önceki dönemlere ilişkin
kıdem sürelerinin de dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir.
Benzer şekilde
Yargıtay 22. Hukuk Dairesi’nin 09.10.2018 tarihli, 2017/15129 E., 2018/21530 K.
sayılı kararında da “yıllık iznin özünde bir dinlenme hakkı olduğu,
aralıklı çalışma halinde önceki dönemlerin zamanaşımına uğramayacağı” ifade
edilerek, aynı işverene ait işyerlerinde geçen hizmet sürelerinin yıllık izin
bakımından bir bütün olarak değerlendirilmesi
gerektiği vurgulanmıştır.
Özetle; işçinin
aynı işverene ait işyerlerinde aralıklı da olsa tekrar çalışmaya
başlaması halinde, önceki dönemlerde hak ettiği yıllık
izinlerin kullandırılmış veya kullandırılmayan izinlerin ücret olarak
ödenmesi, o hizmet süresinin yıllık izne esas kıdem bakımından yok
sayılması sonucunu doğurmamaktadır.
Dolayısıyla,
yıllık izin hakkının süresinin belirlenmesinde, işçinin aynı işverene
ait önceki çalışma dönemleri de dikkate alınmalı ve yıllık izin ücreti
hesabında toplam kıdem, aralıklı hizmet süreleri birleştirilerek
hesaplanmalıdır. Bu çerçevede, özetle çalışanın yıllık izin hakedişi
belirlenirken, ilgili işyerinde fiilen geçen hizmet sürelerinin toplanması
gerekir.
Daha somut bir örnek vermek gerekirse;
Bir sigortalının ilk işe giriş tarihinin 12.06.2019 olduğu, 12.06.2025 tarihinde askerlik sebebiyle iş sözleşmesinin feshedildiği ve ilgili sigortalıya yıllık izin ücretinin ödendiği ve ilgili sigortalının 12.12.2025 tarihinde tekrar aynı işyerinde işe başladığı varsayıldığında bu sigortalının yıllık izin hakedişi hesaplanırken, esas alınması gereken tarih ilk işe giriş tarihi olan 12.06.2019 olmalı; ancak askerlik sonrası işten ayrılıp yeniden işe başlayana kadar geçen yaklaşık 6 aylık boşluk süresi yıllık izin hesabına dahil edilmemelidir.
Bir başka
ifadeyle, sigortalıya askerlik sebebiyle işten ayrılırken yıllık izin ücretinin
ödenmiş olması, önceki hizmet sürelerinin yıllık izin bakımından tamamen
geçersiz sayılmasına yol açmamaktadır. Bu örnek özelinde, ilgili sigortalının
toplam fiili hizmet süresi dikkate alındığında 20 günlük yıllık izin hakedişi
bulunduğu kabul edilmelidir.
Yukarıdaki
görüş ve yargı kararlarının aksini savunan kararların da olduğu
görülmektedir. Önceki çalışma döneminde
yıllık izin kullandırılmış ve fesihte kullandırılmayan yıllık iznin karşılığı
ödenen çalışma döneminin sonraki çalışma dönemine eklenerek yıllık izin
süresinin hesaplanamayacağı sonucuna ulaşılmıştır. Yargıtay 9. HD. E. 2016/22429, K. 2020/19396
kararında; “İşçinin daha önce aynı işverenin bir ya da değişik işyerlerinde
geçen hizmetlerinin yıllık izne hak kazanma ve izin süreleri hesabı yönlerinden
dikkate alınması gerekir. Bununla birlikte, işçiye önceki feshe bağlı olarak
kullanmadığı izin ücretleri tam olarak ödenmişse, bu dönemin sonraki çalışma
sürelerine eklenerek izin hesabı mümkün değildir. Önceki çalışma döneminde izin
kullandırılmak veya fesihte karşılığı ödenmek suretiyle tasfiye edilmeyen
çalışma süreleri, aynı işverenin bir ya da değişik işyerlerindeki çalışmalara
eklenir. İşçinin aralıklı olarak aynı işverene ait işyerinde çalışması halinde,
önceki dönemin kıdem tazminatı ödenerek feshedilmiş olması, izin yönünden
sürelerin birleştirilmesine engel oluşturmaz. Yine, önceki çalışılan sürede bir
yılı doldurmadığı için izne hak kazanılmayan süreler de, işçinin aynı işverene
ait işyeri ya da işyerlerindeki sonraki çalışmalarına eklenerek yıllık izin
hakkı belirlenmelidir. Aralıklı çalışmada yıllık izin hesabında, önceki çalışma
döneminin zamanaşımına uğraması için önceki dönemin bitişi ve sonraki çalışma
döneminin başlangıcı arasında 5 yıllık zamanaşımı süresinin geçmesi gerekir.”
Yukarıdaki
kararda birden fazla konuya temas edildiğini görmekteyiz. Fasılalı çalışmaların
birleştirilmesinde zamanaşımı uygulanması gerektiği açıklanmıştır. Geçmişteki
çalışma dilimlerinin sınırsız şekilde birleştirilemeyeceği, birinci dönem işten
çıkış tarihi ile ikinci dönem işe giriş tarihi arasında beş yıl aşılmış ise
birinci dönemin zamanaşımına girdiğinden önceki dönemin çalışma süresinin
dışlanması gerektiği değerlendirilmektedir.
Benzer aksi görüş Yargıtayın (9. H.D., E.:2022/17396, K.: 2023/146, T.: 10.01.2023) bir başka kararının satır aralarından da anlaşılmaktadır: “Davalı tarafça, davacıya yıllık izin ücretinin kullandırıldığı veya karşılığı olan ücretin ödendiği ispat edilememiştir. Şu hâlde davacının aynı işveren bünyesinde çalıştığı aralıklı süreler birleştirilerek tespit edilen yıllık izin süresine göre yıllık izin alacağı hüküm altına alınmalıdır.”
4. Fasılalı
Çalışmalarda Kıdem Tazminatı Hesaplamaları
1475 sayılı
mülga İş Kanunu’nun yürürlükte bulunan 14. Maddesinde ‘’ İşçilerin
kıdemleri, hizmet akdinin devam etmiş veya fasılalarla yeniden akdedilmiş
olmasına bakılmaksızın aynı işverenin bir veya değişik işyerlerinde
çalıştıkları süreler göz önüne alınarak hesaplanır.’’ Hükmü yer almaktadır.
Bu kapsamda kanun hükmünden anlaşıldığı üzere kıdem tazminatına esas sürenin hesabında, sigortalıların fasılalı çalışmaları dikkate alınmalıdır. Ancak, fasılalı çalışmalarda kıdem tazminatına esas sürenin hesabı, sigortalının her bir çalışma döneminin kıdem tazminatına hak kazanacak şekilde sonlanıp sonlanmamasına ve önceki çalışma dönemleri için kıdem tazminatı ödenip ödenmediğine göre değişiklik göstermektedir.
4.1. İlk Hizmet
Süresinin Sigortalıya Kıdem Tazminatının Ödenerek Bu Sürenin Tasfiye Edilmesi
Sigortalının
ilk hizmet süresinin kıdem tazminatına hak kazandıracak şekilde sona erdiği ve
bu dönem için kendisine kıdem tazminatının eksiksiz ödendiği ve sigortalının
daha sonraki dönemde de iş sözleşmesi kıdem tazminatına hak kazandıracak
şekilde sona erdiğinde, sigortalıya yalnızca ikinci hizmet süresine ilişkin
kıdem tazminatının ödenmesi gerekmektedir. Özetle, önceki hizmet süresi
yönünden daha önce ödenmiş olan kıdem tazminatı yeniden dikkate alınmayacaktır.
Bu konuda Yargıtay’ın içtihatları da bu yöndedir:
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 03.06.2021 tarihli, 2021/5594 E., 2021/9895 K. sayılı kararında: "…Mülga 1475 sayılı İş Kanunu'nun 14/2. maddesi, işçinin aynı işverene bağlı olarak bir ya da değişik işyerlerinde çalıştığı sürelerin kıdem hesabı yönünden birleştirileceğini hükme bağlamıştır. O halde kıdem tazminatına hak kazanmaya dair bir yıllık sürenin hesabında, işçinin daha önceki fasılalı çalışmaları alınır. Bununla birlikte, her bir fesih şeklinin kıdem tazminatına hak kazanacak şekilde gerçekleşmesi, hizmet birleştirmesi için şarttır. İşçinin önceki çalışmaları kıdem tazminatı ödenmişse, aynı dönem için iki defa kıdem tazminatı ödenemeyeceğinden, tasfiye edilen dönemin kıdem tazminatı hesabında dikkate alınması mümkün olmaz.’’
4.2. İlk
Hizmet Süresi İçin İşçiye Kıdem Tazminatı Ödenmemiş Olması
İşçinin ilk hizmet süresi kıdem
tazminatına hak kazandıracak şekilde sona ermiş olmasına rağmen, herhangi bir
nedenle bu dönem için kendisine kıdem tazminatı ödenmemişse, daha sonra aynı
işverene ait işyerinde gerçekleşen ikinci hizmet süresiyle birlikte her iki
dönem birleştirilerek kıdem tazminatı hesaplanır ve işçiye, ilk ve son hizmet
sürelerinin toplamı üzerinden son hizmet süresinin sona erdiği tarihteki
giydirilmiş brüt ücreti esas alınarak kıdem tazminatı ödenir.
Bu yönde
Yargıtay’ın kararı şöyledir: “Dosya içeriğine göre; davacının ilk dönem
çalışması 2 ay, 3 ... olup bir yılı aşmasa da bu dönemin kıdem tazminatı hak
etmeyecek şekilde sona erdiğine ilişkin herhangi bir bilgi ya da belge
bulunmadığından ve davacı aynı işyerinde 22.09.2006 tarihinde işe girerek
çalışmaya devam ettiğinden ilk dönemin tasfiye edildiğiden söz edilemez. Bu
itibarla, davacının, 08...2006-31.08.2006 ve 22.09.2006-30.11.2007 tarihleri
arasındaki dönemlerdeki hizmet süreleri birleştirilmek suretiyle toplam çalışma
süresi üzerinden kıdem tazminat alacağının hüküm altına alınması gerekir.”
(Yargıtay 9.HD, E. 2023/5859, K. 2023/6813, T. 10.05.2023).
Çalışma sürelerinin birleştirilmesinde sınırsız bir zaman aralığının olmadığını unutmamak gerekir. Sigortalının iş sözleşmesinin ilk hizmet süresinde kıdem tazminatına hak kazandıracak şekilde sona ermiş olmasına rağmen beş yıllık zamanaşımı süresi içinde (25.10.2017 tarihinden önce zamanaşımı süresi 10 yıl) bu hakkını kullanmamış ve bu sürenin geçmesinden sonra aynı işveren nezdinde yeniden çalışmaya başlamışsa, önceki hizmet süresinin yeni dönemle birleştirilerek kıdem tazminatına esas alınmasına engel teşkil etmektedir.
4.3. Kıdem
Tazminatına Hak Kazandırmayan Bir Sebeple Önceki Çalışmanın Sona Ermesi
Aralıklı
çalışma halinde, sigortalının önceki çalışma dönemi kıdem tazminatına hak
kazandırmayacak bir sebeple sona ermişse, bu döneme ait hizmet süresi toplam
kıdem süresinin hesabında dikkate alınmaz. Bu durumda, sigortalının ikinci
hizmet süresi kıdem tazminatına hak kazandıracak şekilde sona erdiğinde, sigortalıya
yalnızca bu ikinci hizmet süresine ilişkin kıdem tazminatı ödenir.
Her ne kadar 1475 sayılı mülga İş Kanunu’nun yürürlükte bulunan 14. Maddesinde kıdeme esas süre hesabında önceki çalışmanın kıdem tazminatına hak kazanılması veya kazanılmaması gibi bir ayrıma gitmemişken; genellikle yargı kararlarında önceki çalışma döneminin kıdem tazminatına hak kazanılmayacak bir sebeple sona erdirilmesi halinde önceki dönemin dışlanması şeklinde karar verildiği görülmektedir. (Yargıtay 22. HD. 2017/8912 E, 2017/23743 K).
4.4. İkinci
Hizmet Süresinin Kıdem Tazminatına Hak Kazandırmayacak Bir Sebeple Sona Ermesi
Aralıklı
olarak kurulmuş iş ilişkilerinden sonuncusunun kıdem tazminatına hak
kazandırmayan bir sebeple sona ermesi halinde, önceki iş sözleşmesi kıdem
tazminatına hak kazandıracak şekilde sona ermiş ve bu döneme ilişkin kıdem
tazminatı da sigortalıya ödenmemiş ise, işverenin önceki döneme ait kıdem
tazminatını ödemesi gerekir. Ancak bunun için, önceki çalışma dönemi bakımından
kıdem tazminatına hak kazanılan tarihten itibaren 5 (veya 10) yıllık zamanaşımı
süresinin henüz dolmamış olması gerekmektedir.
Yargıtay 9.
HD. E.: 2015/31426, K.: 2019/3619, T.: 14.02.2019 kararında benzer sonuca
ulaşmaktadır: “Somut uyuşmazlıkta, davacının aralıklı dönemler halinde
çalıştığı anlaşılmaktadır. Bu halde, fesih bakımından her dönemin ayrı ayrı ele
alınması gereklidir. Davacının 12.03.2014-02.07.2014 tarihleri arasındaki son
dönem çalışması yönünden, iş akdinin davacının gerçekleştirdiği hırsızlık
eylemi nedeniyle işveren tarafından haklı nedenle sona erdirildiği dosyası
içeriğiyle sabittir. Ancak davacı dava dilekçesinde son dönem çalışmasını
dışlayarak istekte bulunmuştur. Bu nedenle davacının son dönem dışındaki
çalışma dönemleri yönünden mahkemece iş sözleşmesinin hangi tarafça
feshedildiği ve bu dönemler yönünden kıdem ve ihbar tazminatı alacağına hak
kazanıp kazanmadığı bakımından ayrı ayrı değerlendirme yapılmalıdır.”
5. Fasılalı
Çalışmalarda İhbar Tazminatı
1475 sayılı İş Kanunu’nun
yürürlükte olan 14. maddesinde kıdem tazminatı yönünden öngörülen aynı işverene
bağlı olarak bir veya farklı işyerlerinde geçen hizmet sürelerinin
birleştirilmesine imkân tanıyan bir düzenleme, ihbar tazminatı açısından mevcut
değildir.
Bu nedenle,
ihbar tazminatında, sigortalının aynı işverene bağlı farklı dönemlerdeki
çalışma sürelerinin birleştirilmesi suretiyle toplu bir ihbar tazminatı hesabı
yapılması mümkün değildir.
Bu çerçevede, her bir çalışma dönemi ihbar tazminatı açısından ayrı ayrı değerlendirilmelidir (Yargıtay 9. HD. E.: 2024/13177, K.: 2024/15864, T.: 05.12.2024 ve Yargıtay 9. HD. E.: 2025/6398, K.: 2025/7870, T.: 15.10.2025).
6. Sonuç
Fasılalı
çalışmalarda hem yıllık izin hem de kıdem tazminatı hesabında esas alınması
gereken nokta, sigortalının aynı işverene bağlı fiili hizmet süreleri ve her
bir çalışma döneminin nasıl sona erdiğidir. Yıllık izin bakımından, aynı
işverene ait işyerlerinde aralıklı da olsa geçen süreler birleştirilerek izne
esas kıdem süresi belirlenmeli; önceki dönemlerde izinlerin kullandırılmış veya
ücretinin ödenmiş olması, o dönemin tamamen yok sayılmasına yol açmamaktadır.
Bu konuda karşı görüş ve yargı kararları da olduğu dikkate alınmalıdır. İş
hukuku ve uygulamalarında her bir olayın kendine has değerlendirilmesi
gerektiğinden, genel-geçer uygulamalardan ve değerlendirilmelerden
sakınılmasını önermekteyiz.
Kıdem
tazminatı yönünden ise, fasılalı sürelerin birleştirilebilmesi için her bir
dönemin kıdem tazminatına hak kazandıran bir şekilde sona ermiş olması, önceki
dönem için kıdem tazminatı ödenmişse aynı süre için yeniden hesaplama
yapılmaması ve zamanaşımı süresinin gözetilmesi gerekir. Bu nedenle, aralıklı
çalışma hallerinde hem yıllık izin hem de kıdem tazminatı hesaplaması
yapılırken, her dönem için fesih sebebi, ödeme durumu ve zamanaşımı koşulları
birlikte değerlendirilmelidir.
