Finansman Krizi İçin Panzehir: Devreden KDV’nin İadesi

Yayınlanma Tarihi: 05 Nisan 2020


Covid-19 Salgını dolayısıyla büyük bir global ekonomik sorunla karşı karşıya olduğumuz artık şüphe götürmeyen bir gerçek. Krizin mevcut ve muhtemel etkilerini önlemek için her ülke ciddi hacimde tedbirler almaya gayret ediyor.

Türkiye de Sn. Cumhurbaşkanı tarafından 18 Mart’ta ilan edilen “Ekonomik İstikrar Kalkanı Paketi” ile başlayan süreçte çeşitli muafiyet, erteleme ve destekleri kademe kademe genişleterek açıklıyor. “Korona krizinde maliye politikası mı, mali disiplin mi?” başlıklı yazımızda, muhtemel ekonomik durgunluğa ilişkin alınabilecek ek maliye politikası önlemlerine değinmiş ve bunlar arasında da mükellefler üzerinde biriken ve ülkemizdeki mevzuata göre iadeye konu olmayan “devreden KDV” tutarlarının mükelleflere iadesinin de tartışılması gerektiğini vurgulamıştık.

Devreden KDV’nin -sebebine bakılmaksızın (istisna faaliyetler, indirimli orana tabi satışlar, yeni yatırımlar vb.)- iadesi uygulamasının, ülkemiz için ve özellikle de bu dönemde anahtar önemde bir reform olacağını belirtmemiz lazım. OECD’nin Coronavirüs / Covid-19 Salgını dolayısıyla alınacak “acil vergi politikası önlemleri” arasında da KDV iadelerinin hızlandırılması önerisinin başı çektiğinin altını kalın çizgilerle çizelim.

“(…) ülkemizde döviz kurlarındaki spekülatif artışların öncülük ettiği fiyat davranışlarındaki bozulma, enflasyonun ve dolayısıyla piyasa faizlerinin artmasına, tüketim, yatırım harcamaları ile toplam büyümenin yavaşlamasına, şirketlerin hem iç hem de dış finansmana erişim kapasitesinin daralmasına neden olmuştur. Ayrıca son dönemde bankaların kredi şartlarını sıkılaştırdığı ve nakit akışlarında aksama yaşayan şirketlerin sayısının arttığı gözlemlenmektedir.” bu satırlar 2019 – 2021 yıllarını kapsayan Yeni Ekonomi Programı’ndan. Bu tespitlere katılmamak mümkün değil. Finansmana erişimin, önümüzdeki dönemin en sıcak konusu olacağının altını kalın çizgilerle çizmemiz gerekiyor. Ucuz finansmana erişim konusunun iş âlemi önündeki en büyük sorunlardan birisi olma yolunda hızla önem kazandığı şu günlerde devreden KDV konusu nasıl anahtar önemde biraz irdeleyelim…

Bu Dönemde Devreden KDV’nin Mükellefe İadesi Ciddi Bir Finansman Olanağı Olabilir!

Mevcut KDV sistemimizde mükellefler tarafından aşağıda belirtilen işlemlere ilişkin olarak yüklenilen ve indirimle giderilemeyen KDV’nin, nakden ve/veya mahsuben iade olarak talep edilmesi mümkün;

-Tam istisna kapsamına giren işlemler (KDVK m.32)
-İndirimli orana tabi işlemler (KDVK m.29/2)
-KDV tevkifatına tabi işlemler (KDVK m.9 ve m.29/4)
-Fazla ve Yersiz Hesaplanan KDV’nin İadesi (KDVK m.8/2)

Alınan her türlü iyi niyetli tedbire rağmen, iade sistemimizde birçok sıkıntının süregeldiği de aşikâr. İade yapısının, zaman içinde sistemin en büyük kanayan yarasına dönüştüğünü söyleyebiliriz. Mevcut salgına dair alınan tedbirler dolayısıyla da bu yapıda bir parça daha kötüleşme görme ihtimalimizin yüksek olduğunu da belirtelim.

Almanya, Belçika, Hollanda, İngiltere, Singapur ve Güney Kore gibi ülkelerde, “Devreden KDV’nin İadesi” uygulamasının varlığı dikkat çekiyor.

Örneğin İngiltere’de devreden KDV, ilgili dönem beyannamenin verilmesini takip eden 30 gün içerisinde mükellefe iade ediliyor.

2018’de ciddi bir KDV reformu tartışması yaşadık ve TBMM’ye ciddi reformlar içeren bir kanun tasarısı indi. 2018 Nisan’da yayımlanan 7104 sayılı Kanun’la KDV Kanunu’nda ciddi bir revizyona şahit olduk; ancak maalesef reformun en önemli bacakları olarak tasarıda yer alan “devreden KDV’nin iadesi ve grup vergilemesi modeli” o dönemde TBMM’den geçip yasalaşma şansı bulamadılar. Tasarı’ya göre, bir vergilendirme döneminde oluşan ve on iki ay süreyle indirim yoluyla giderilemeyen KDV’nin, bu süreyi izleyen altı ay içerisinde talep edilmesi şartıyla mükellefe iade edilmesi mümkün hale geliyordu.

Yine Tasarı’da mevcut devreden KDV stokunun nasıl giderileceğine ilişkin de yöntemler yer almaktaydı. Bu tutarlar, bütçe imkânları da dikkate alınarak- sektörlere, işletme büyüklüklerine, devreden KDV’nin kaynağına göre kısmen veya tamamen iade edilebilecek veya Maliye Bakanlığı bu tutarların diğer vergi borçlarına mahsup edilmesine veya gelir ve kurumlar vergisi uygulamasında gider yazdırılmasına da yetkili olacaktı.

200 milyar TL sınırını geçtiği düşünülen mevcut devreden KDV stokunun -ekonomimiz ve iş âlemimizin ciddi bir sınav verdiği bu zamanlarda- ciddi bir finansal kaynak olabileceğini belirtmemiz elzem.

Neler yapılabilir?

Salgın dolayısıyla alınan mali önlemler çerçevesinde birçok sektörün vergi borçlarının ertelendiği şu ortamda; devreden KDV stokunun en azından bir kısmının ertelenen vergi borçları ile mahsup edilmesi yararlı olacaktır.

Özellikle istihdamın sürdürülmesi bağlamında kritik önemde olan şirketlerin nakit yapısındaki dengesizlikleri gidermek için bir kısım devreden KDV’nin -çeşitli inceleme prosedürlerini takiben- nakden mükelleflere iadesi de sağlanabilir.

Devreden KDV stokunun bir kısmı gelir ve kurumlar vergisi matrahından gider olarak indirilebilir. Bu yolla mükelleflerin vergi yükleri azaltılabilir. Elbette Hazine ve Maliye Bakanlığı bu iade işlemlerini düzenlerken, mükellefiyet süresi, çalışan sayısı, aktif ve özsermaye büyüklüğü, ödenen vergi tutarı, vergisel ödevlerin zamanında yerine getirilip getirilmediği, sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge düzenleme veya kullanma yönünde olumsuz rapor ya da tespit bulunup bulunmadığı gibi kriterleri de esas alarak farklı iade yöntemleri tespit edebilir. Ancak kritik olan nokta, mükellefler üzerinde biriken devreden KDV stokunun bu dönemde mükellefe nakden ve/veya mahsuben iadesinin hayati önemde olumlu sosyoekonomik sonuçları olacağıdır.

Sorumlu Vergicilik Bakışıyla…

2020 Bütçesi öngörülerine göre bu yıl dâhilde alınan KDV’den yüzde 14,3 artışla 167,4 milyar TL bekliyoruz. Red ve iadeleri düşersek net kalan tutar 57,8 milyar TL oluyor. 2020’de ithalde alınan KDV’den de yüzde 25,1’lik bir artış ve 158 milyar TL’lik bir performans bekliyoruz. Elbette yaşanan salgın ve global ekonomik durgunluk bu rakamlara ulaşmayı ciddi bakımda zorlaştıracak. Özetle, bütçemiz hayati gelir kaynaklarından biri olan KDV’de ciddi bir sıkıntı yaşayacağa benziyor. Normal bir zamanda, mevcut durum mali disiplin bağlamında önemli bir tehdit olarak değerlendirilerek alınacak ek önlemlerin tartışılması gerekirdi; ancak şu an mali disiplinden de enflasyondan da daha ciddi kaygılar var önümüzde.

Önceki yazımızda da vurguladığımız üzere; ekonomik faaliyetlerde gittikçe büyüyen bir durgunluk ve bunun sonucu olabilecek sosyoekonomik komplikasyonlar karşısında, bütçe açığı da enflasyon artışı da ilk anda önemlerini yitiriyorlar. Yeter ki atılacak adımlar proaktif olsun ve bütçe açığı ile enflasyon göstergeleri çok yakından takip edilsin. KDV’de 7104 ayılı Kanun’la atılan reform adımlarından eksik kalan “devreden KDV’nin iadesi modelinin” Coronavirüs / Covid-19 Salgınının yaratması muhtemel olumsuz ekonomik konjonktürde oldukça kıymetli sosyoekonomik ve mali faydaları olacağını söylemeliyiz.

Mevcut ekonomik tabloda, özellikle KOBİ ölçeğindeki şirketlerimizin mevcut ciddi finansman ihtiyaçları da dikkate alınırsa; atılacak bu adımla sağlanacak ekonomik faydanın, bu adımların muhtemel fiskal maliyetin katbekat üzerinde olacağını da vurgulamadan geçmeyelim.

* Bu yazı BloombergHT'de yayımlanmıştır. 

Emrah Akın
Şirket Ortağı
eakin@kpmg.com