Bütçede “Maastricht Kriteri” Başka Bahara!

Yayınlanma Tarihi: 08 Ocak 2021


2020 Bütçe Kanunu son derece iyimser beklentilerle yürürlüğe girmişti. Bütçenin tespit edilen “açık” hedefine ulaşabilmesi ekonomide yüzde 5 büyümeye, istihdamda 1 milyon 52 bin artışa ve 190 milyar dolar ihracata bağlıydı. Hem ülkemiz hem de dünyadaki ekonomik konjonktür daha yılın ilk gününden bu varsayımların oldukça iyimser olduğuna işaret ediyordu. Sonra Mart’ta kapıyı bir de Covid-19 çaldı.

Bütçe’nin 2020 karnesi bize neler söylüyor?

2020 Bütçe Kanunumuz 1 trilyon 95,5 milyar TL bütçe gideri, 956,6 milyar TL bütçe geliri ve dolayısıyla 138,9 milyar TL bütçe açığı öngörüyordu.

2020 Bütçesine ilişkin kesin rakamları görebilmek için 15 Ocak 2021’i beklememiz lazım; ancak bütçe hedeflediği 138,9 milyar TL’lik açık rakamının fazlasıyla aşılacağını öngörmek çok da zor değil. Yeni Ekonomi Programı’nın 2020 için öngördüğü açık rakamının 239,2 milyar TL olduğunu belirtmeden geçmeyelim.

Bu olumsuz tablo üzerinde özellikle bütçe giderlerinde yaşanan sapmanın etkisini gözlemliyoruz. Kamu kesiminin cari nitelikli mal ve hizmet alımlarını ifade eden “cari transferler” kalemi -ki genelde bu kalem bütçe giderlerinin yaklaşık yüzde 40 ila 45’ini oluşturur- bu sapmada başı çekiyor. Öngörülen 451,1 milyar TL’lik cari transfer kaleminin, 500 milyar TL’ler civarına yaklaşacağını söyleyebiliriz.

Vergi gelirlerimiz bütçede öngörülen 784,6 milyar TL’ye ulaşacak gibi görünüyor. Ancak bunun arkasında bu yıl muazzam bir performans gösteren ÖTV’nin olduğunu da vurgulayalım. 176,1 milyar TL beklediğimiz ÖTV yılı 193,5 milyar TL ile kapatacak gibi görünüyor. ÖTV’deki muazzam performansın arkasında -dramatik vergi artışları yapılan- “Motorlu Taşıt Araçları” dikkat çekiyor. 2020 için 19 milyar TL ÖTV beklediğimiz bu kanalın yılı 33,4 milyar TL ile kapatması kuvvetle muhtemel.

Olumsuz performans bağlamında “gelir vergisi” dikkat çekiyor. 2020 için 187,5 milyar TL beklediğimiz bu vergi; yılı 167 milyar TL civarında kapatacak gibi. Topladığımız gelir vergisinin yüzde 90’ından fazlasının ücret, mevduat geliri, işyeri kirası gibi kaynaklardan “tevkifat (kesinti)” suretiyle toplandığını da belirtelim. Özetle ekonomik durgunluk, tevkifat kanalından öncelikle bu vergiyi vurmuş görünüyor.

Ekonomik durgunluğun vurduğu bir diğer vergi de 158 milyar TL beklediğimiz halde 142,9 milyar TL’ye zorlukla ulaşacak olan “ithalde alınan KDV”. Üretim ve ihracat yapımızın, hammadde ve aramalı bağlamında ithalata olan bağımlılığı dikkate alınacak olursa, ithalde alınan KDV performansımız üretim ve ihracat bakımından 2020’de önemli bir yavaşlamaya işaret ediyor.

Yukarıda belirttiğimiz iki vergi dışında, vergi gelirlerimizin salgının yarattığı olumsuz ekonomik konjonktürden ciddi şekilde etkilenmemiş olması son derece olumlu; ancak bu durum -salgınla mücadele eden birçok ülkenin yaptığının aksine- salgından etkilenen kesimler lehine hiçbir vergi gelirimizden vazgeçemediğimizi de gösteriyor. Turizm, havacılık, işyeri kiralama, yeme içme, küçük tamir bakım vb. çok sınırlı alanlar dışında, salgından olumsuz etkilen neredeyse hiçbir kesim için etkili bir vergi indirimi politikası uygulamadığımızı bu noktada belirtmeliyiz.     

Yukarıdaki gelir ve gider tablosunu özetleyelim; uzun yıllardan sonra ilk kez bütçe açığımızın GSYH oranı -ilgili Maastricht Kriteri olan yüzde 3’ün oldukça üzerinde- yüzde 4,5 civarında (YEP tahmini yüzde 4,9) gerçekleşecek. Maastricht Kriteri açısından bakarsak, 2020 ile birlikte mali disipline de veda ediyoruz.

2021 Bütçesi’nin temel rakamlarına bakalım…

Salgının yarattığı ulusal ve uluslararası ekonomik sorunların gölgesinde hazırlanan 2021 Bütçesi bütçe giderlerini 1 trilyon 346,1 milyar TL olarak tahmin ediyor. Bu giderlerin finansmanı için öngörülen bütçe gelirleri ise -922,7 milyar TL’si vergi geliri olmak üzere- 1 trilyon 101,1 milyar TL. Özetle, 2021 sonunda 245 milyar TL mertebesinde bir bütçe açığının bizi beklemekte olduğunu söyleyebiliriz. Bu rakamların, 2021’de ekonomik büyümenin yüzde 5,8 olacağı varsayımı ile oluşturulduğunun da altını çizmiş olalım.   

Ne kadar vergi ödeyeceğiz?

2021 Bütçesi, bütçe gelirlerinin 2020 gerçekleşme tahminine göre yüzde 13,2 artışla 1 trilyon 101,1 milyar TL’ye, vergi gelirlerinin yüzde 16,7 artarak 922,7 milyar TL’ye ve vergi dışı gelirlerin ise 178,4 milyar TL’ye ulaşacağını öngörüyor.

2021’de -red ve iadelerden sonra- net 195,3 milyar TL Gelir Vergisi ve 105,2 milyar TL de Kurumlar Vergisi tahsilatı hedefleniyor. Tüm dünyada bir oran düşüşü trendi yaşanırken, yüzde 20 olan kurumlar vergisi oranımızı geçici olarak 2020 sonuna dek yüzde 22 olarak tespit ettiğimizi ve 2021’de -bir olumsuz sürpriz olmazsa- normal oran olan yüzde 20’ye döneceğimizi de hatırlatalım. Türkiye ölçeğindeki bir ülke için kurumlar ve gelir vergisi rakamlarımızın 2021 için pek tatmin edici olduğunu söylememiz yine de zor. Altını kalın çizgilerle çizelim, kayıt dışı ekonomiye ciddi bir neşter vurulmadan hem gelir hem de kurumlar vergisinden beklenen performansı 2021’de de almamız imkânsıza yakın.

ÖTV 2021’de de 213,7 milyar TL ile bütçenin amiral gemisi olmaya devam edecek. Bu tutarın 76,5 milyar TL’si “petrol ve doğalgaz ürünlerinden”, 39,8 milyar TL’si “motorlu taşıtlardan”, 17,9 milyar TL’si “alkollü içkilerden”, 65,5 milyar TL’si “tütün ürünlerinden”, 1,6 milyar TL’si “kolalı gazozlardan” ve 13,5 milyar TL’si de “dayanıklı tüketim ve diğer mallardan” gelecek.

KDV tarafında dahilde 71,6 milyar TL ve ithalde de 194,9 milyar TL bekliyoruz. Bu iki rakamın da 2021’deki üretim, ihracat ve iç ekonomik dinamizm seyri ile yakından irtibatlı olacaklarını akıldan çıkarmamamız gerekiyor. 

2021’de cebimizden ayrıca 18,5 milyar TL MTV, 28,5 milyar TL BSMV, 23,8 milyar TL Damga Vergisi, 34,4 milyar TL Harç, 350 milyon TL Değerli Konut Vergisi, 4,7 milyar TL Özel İletişim Vergisi, 1,4 milyar TL Dijital Hizmet Vergisi ve 25,3 milyar TL de Gümrük Vergisi çıkacak.

2021’de yeni vergiler görecek miyiz?

Bu soruya doğrudan hayır diyebilmek maalesef çok zor. Salgının etkilerinin 2021’de de bütçe giderlerini sarsacağını öngörebiliriz. Bütçe giderlerin finansmanı için vergi kanalında da yeni kaynak arayışı olması kuvvetle muhtemel. Tek seferlik bazı ek vergilere (ek MTV, ek emlak vergisi gibi) ve/veya özellikle ÖTV tarafında sürprizlere hazırlıklı olmak gerekiyor. Arjantin’de gördüğümüz gibi varlıklı kesimden ek servet vergisi alınmasına ilişkin bir düzenlemeyi görme ihtimalimizin ise imkansıza yakın olduğunu vurgulamış olalım.  

 

“Yerli üretimi desteklemek amacıyla ithal yoğunluğu yüksek ürünlerin vergi oranları gözden geçirilerek bu ürünlerin ithalatının azaltılmasına katkı sağlanacaktır.” bu satırlar Yeni Ekonomi Programı’ndan. Bu politika önermesi, dikkatimizi özellikle ithalat vergilerine ve elbette ÖTV’ye çekiyor. ÖTV’nin 4 sayılı listesi bu açıdan kritik önemde. Bu listede, beyaz eşyalardan, elektronik ve kozmetik ürünlerine kadar geniş bir yelpazedeki birçok mal var. Yeni Ekonomi Programı’nda yer alan yukarıdaki mali politika önermesi ile 2021’de ÖTV’nin 4 sayılı Listesine bazı yeni malların eklenmesini ve hali hazırda bu listede yer alan; ancak ithalat bağımlılığının yüksek olduğu değerlendirilen bazı malların da ÖTV’lerinin arttırılmasını bekleyebiliriz. Bunun örneğini 2019 içinde ÖTV’si yüzde 25’ten kademeli olarak yüzde 50’ye yükseltilen cep telefonları ile görmüştük. Akaryakıt, tütün ürünleri ve motorlu taşıt araçları üzerindeki muazzam ÖTV yükü dikkate alınınca, bu mallar bağlamında 2021’de bir ÖTV sürprizi görme ihtimalimiz de zayıflıyor. Ancak alkollü içkiler ile kolalı gazozlarda göreceğimiz yukarı yönlü ayarlamalar da bizi şaşırtmamalı.

 

“Vergi mevzuatının sadeleştirilmesine, etkin olmayan istisna, muafiyet ve indirimlerin gözden geçirilmesine ve kademeli olarak kaldırılmasına devam edilecektir.” YEP’te yer alan bu politika önermesi de özellikle KDV mevzuatını hedef alıyor. Bu vergide, istisna ve muafiyetler ve/veya bazı mallara uygulanan KDV oranları (mal ve hizmetler için yüzde 1, 8 ve 18 olmak üzere üç ayrı KDV oranımız var) sürprizlere gebe. KDV’deki en büyük ancak gerçekleşme ihtimali en zayıf olan sürpriz genel KDV oranımızın yüzde 18’den yüzde 19 veya daha yüksek bir orana çıkarılması olacaktır.

 

Yukarıda da belirtmiştik Kurumlar Vergisi oranımız üç yıl sonra 2021’de normal oranı olan yüzde 20’ye düşüyor. Üç yıldır uygulanmakta olan yüzde 22 oranının bir süre daha uygulanmasına karar verilmesi de bu vergideki en büyük sürprizlerden birisi olabilir.

 

Son yıllarda gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerinin tecrübe ettikleri “gider kısıtlamaları” 2021’de de tekrar masada olabilir. Geçtiğimiz dönemde mükellefler işletmelerine kaydettikleri ve faaliyetlerinde kullandıkları binek otomobillerine ilişkin ciddi bir gider kısıtlamasını tecrübe ettiler. Son durumda, binek araçlar için sabit bir amortisman ayırma üst sınırı belirlendiğini ve bu araçlar için yapılan masrafların da en fazla yüzde 70’inin işletme matrahı oluşurken gider olarak kullanılabildiğini belirtelim. 2021’de de benzer yeni gider kısıtlamalarına gidilmesi şaşırtıcı olmayacaktır.

 

2021’de “matrah arttırımı” düzenlemesi görebilir miyiz?

 

17 Kasım 2020’de yayımlanan 7256 sayılı Yapılandırma Kanunun kapsamına -beklentilerin aksine- matrah arttırımı, kasa ve stok düzeltmesi, inceleme ve dava aşamasındaki alacaklarda yapılandırma konuları dahil edilmedi. Bu yaklaşımın YEP’te yer alan “Program süresince, vergi affına gidilmeyecektir” taahhüdü ile son derece uyumlu olduğunu belirtmeliyiz. Ancak vergisel anlamda kapsamlı bir yapılandırmanın hayata geçirilmesi için yaşanan salgın döneminden daha uygun bir zamanın da olamayacağının altını çizmeliyiz. 2020’de tecrübe edilen ağır ekonomik koşulların, mükelleflerin mali yükümlülüklerini yerine getirebilmelerini son derece zorlaştırmış olduğu dikkate alınırsa; 2021’de kapsamlı yeni bir yapılandırma görme ihtimalimizin yüksek olacağı söylenebilir. Muhtemel ve müstakbel kapsamlı yapılandırmanın 2020 mali yılını da kapsama alacak olması kritik önemde olduğu için; böyle bir düzenleme için en doğru zamanlamanın 2021 Mayıs ayı ve sonrasında olabileceği öngörülebilir. Matrah arttırımı, kasa ve stok düzeltmesi, inceleme ve dava aşamasındaki alacaklar gibi konuları içerecek yeni bir yapılandırmanın 2021 bütçe gelirlerine de ciddi katkısı olabileceğini belirtelim.

       

Maastricht Kriteri başka bahara…

 

1 Ocak 1993’te yürürlüğe giren Maastricht Antlaşması, AB üyelerinin ekonomik ve parasal birliğe geçişte aralarındaki mevcut farklılıkların giderilmesi için bazı koşullar belirlemişti. Bu kriterlerden birisi de mali disiplin anlamında son derece önemli, buna göre “üye ülkenin bütçe açığının GSMH’ya oranının yüzde 3’ü geçmemesi” gerekiyor. Mali disiplin anlamında son yirmi yıllık dönemde büyük bir ilerleme kaydeden Türkiye -AB üyesi birçok ülkenin aksine- bu kriteri yıllardır tutturabilen ender ülkelerden birisi olageldi.

 

2020 uzun yıllar sonra, bütçe açığının GSMH’ya oranının yüzde 3’ü geçtiği bir yıl oldu. Uzun yıllardır, en önemli ekonomik çıpamız olan “mali disiplinden” taviz vermeden salgında ekonomiyi yüzdürecek adımların atılması da pek mümkün olamayacaktı. Özetle ciddi bir ekonomik daralmanın ve bunun yaratacağı bazı sosyal komplikasyonların önünü almak için 2020’de ciddi bir bütçe açığının da göze alınması gerekiyordu. Şunun altını çizelim, ülkemiz maalesef salgın döneminde en kuvvetli ve en bonkör mali destekleri veren ülkelerden birisi de olamadı.

 

YEP’te öngörülen bütçe açığı ve GSYH rakamlarına bakacak olursak yüzde 3’lük kriteri 2023’te bile (yüzde 3,5) tutturamayacağımız görülüyor. Özetleyelim, yıllar içinde en kıymetli ekonomik çıpamıza dönüşen mali disiplin ve onun en önemli göstergesi olan yüzde 3’lük Maastricht Kriteri’ne en azından üç yıl için veda ediyoruz. Bu dönemde verilecek olan ciddi bütçe açıklarının ekonomik kalkınmaya, eğitime ve sosyal refaha hizmet etmesini umalım. 

 * Bu yazı T24 Yıllık 2021'de yayımlanmıştır. 





Emrah Akın
Vergi Bölümü Ar-Ge ve Yatırım Teşvik Hizmetleri Lideri, Şirket Ortağı
eakin@kpmg.com